Get Adobe Flash player

رسالة اليوم من هدي الرسول

-          الاعتراف بفضل ذوي الفضل:

لما رجع النبي (صلى الله عليه وسلم) من الطائف وقد كذبوه وآذوه، وأراد الدخول إلى مكة، أجاره أحد أشراف قريش وهو المطعم بن عدي، ومات المطعم على الشرك، لكن لم ينس النبي له هذا الموقف النبيل، ففي صحيح البخاري أنه صلى الله عليه وسلم حين رأى أسرى بدر قال: (لو كان المطعم بن عدي حيا، ثم كلمني في هؤلاء النتنى،  لتركتهم له).

كتاب الرحمة في حياة الرسول

إقرأ مقالا من أكبر كتاب في العالم

فضل المدينة وسكناها

أضخم عمل عن الحرمين الشريفين

شاهد المدينة المنورة مباشرة

الرئيسية | Monthly archive

مارس 2010

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’de cömertliğin her türü
vardı.
Onun cömertliği; en üstünü Allah yolunda canını vermek
olan cömertlik mertebelerinin hepsini kapsıyordu. Şu
şiirde söylenildiği gibiydi:
Cimri ona kıyamasa da, o canını verir. Canını vermek sûretiyle
cömertlik yapmak, cömertliğin en son noktasıdır.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Yüce Allah’ın düşmanlarıyla
cihâd ederken, canıyla cömertlik yapıyordu. O, çarpışmada
düşmana en yakın olandı. O, düşmanla aynı hizada
veya yakınında duran cesur bir insandı.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Hizmetçi ve
Kölelere Merhameti:
İslâm’dan önce hizmetçi ve kölelerin hiçbir hak ve değerleri
yoktu. Allah dünyaya İslâm dinini lutfedince Peygamber
sallallâhu aleyhi ve sellem, zulmü bunlardan kaldırdı, onların haklarını
tanıdı, onlara zulmedenlere, haklarını tanımayanlara
ve aşağılayanlara acıklı bir azap olduğu uyarısını yaptı.
 

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Çocuklara
Merhameti:
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem çocuklara pek merhametliydi.
Ebû Hureyre radıyallâhu anh şöyle anlatmıştır: Rasûlullah
sallallâhu aleyhi ve sellem, el-Akra b. Hâbis et-Temîmî yanında
otururken, torunu Ali’nin oğlu Hasan’ı öptü. el-Akra:
Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim, dedi. Rasûlullah
sallallâhu aleyhi ve sellem ona bakıp: “Merhamet etmeyene merhamet
edilmez” dedi.(234)
 

Allah, Peygamber’ine insanları affetmesini emretmiştir.
Bu konuda şunları buyurmuştur: “Allah’ın rahmetinden dolayı,
sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı
kalpli olsaydın, etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara
mağfiret dile, iş hakkında onlara danış.”(230) Yüce Allah
şöyle buyurmuştur: “Onları affet, bağışla. Allah iyilik yapanları
sever.”(231) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem affetmeyi seviyor,
bağışlamayı tercih ediyordu. Suç kesinleştikten ve gerekli hale

Hudeybiye anlaşmasına göre, Huzâa kabilesi, Rasûlullah
sallallâhu aleyhi ve sellem’in tarafında; Bekr kabilesi de Kureyş’in
tarafında yer aldı. Sonra Huzâa’dan birisi, Bekr’den birisinin
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i hicveden bir şiir söylediğini
duydu ve döverek başını yardı. Böylece araları bozuldu.
Bekr kabilesi Huzâa ile savaşmaya karar verdi. Kureyş’ten
yardım istedi. Kureyşliler onlara silah ve hayvan yardımı yaptılar.
Aralarında Safvan b. Umeyye, İkrime b. Ebî Cehil ve Suheyl

İslâm, vefa, anlaşma, akid ve sözleşmelere saygı dinidir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin.”(218),
“Verdiğiniz sözü yerine getirin, çünkü söz (veren sözünden)
sorumludur.”(219),
“Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi
bozmayanlardır.”(220)
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur.
“Kimin herhangi bir toplulukla arasında bir anlaşma varsa,
süresi sona erinceye kadar ya da antlaşmayı bozmalarına karşı
antlaşmayı bozduğunu onlara bildirinceye kadar, bu bağı

Altıncı yılda Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem halkı umreye
davet etti. Hemen bin dört yüz kişiyle silahsız olarak yola
çıktı. Yanlarında sadece yolcu silahı vardı ki bunlar da kınlarındaydı.
Kendisi ve ashâbı kurbanlık hayvanları da yanlarında
götürdüler. Kureyş bunu öğrenince onu Beyt-i Haram’dan
uzaklaştırmak için birlikler topladı.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem korku namazı kıldı,
sonra Mekke’ye yaklaştı. Devesi orada çöktü. Müslümanlar:
Kasva inat etti, dediler.

Peygamber’in elindeki kılıç, insanların boyunlarını vurup
onlaro zorla Müslüman etmek için değildi. Kur’ân bunu
çok açık olarak belirtmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Dinde zorlama yoktur.”(204), “İnsanları inanmaya sen mi
zorlayacaksın?”(205), “Sizin dininiz size, benim dinim bana.”(206)
Ancak bu, iç ve dış saldırılar karşısında devletin elleri bağlı
halde duracağı anlamına gelmez. Yüce Allah, mü’minlerin
canlarını savunmalarına, aşırıya kaçmadan veya saldırganlıktan,
uğradıkları haksızlık kadar, haklarını almalarına izin
verdi.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Medîne’deki Yahudilerle
anlaşma yaptığından ve onlarla bir saldırmazlık paktı
imzaladığından bahsetmiştik. Ancak onlar o anlaşmayı çabuk
bozdular. Meşhur huyları olan anlaşma bozma, entrika
ve komplo düzenleme gibi şeylerle uğraşmaya başladılar.
Bedir savaşında, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in
Müslümanlarla meşgul olmasını suistimal etmeleri, Beni
Kaynuka Yahudilerinin entrikaları arasındaydı. Onlardan bazıları,
Müslüman bir kadına sataştılar. Çarşıda herkesin gözü

İslâm, kayıtsız, şartsız adâleti getirmiştir. Nitekim Allah
teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allah adâleti, iyilik yapmayı, yakınlara
bakmayı emreder.”(194)
Yüce Allah başka bir âyette de şöyle buyurmaktadır: “Bir
topluluğa olan öfkeniz sizi adâletsizliğe sürüklemesin; âdil
olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır.”(195)
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in adâletinin genel olduğunu
gösteren tablolardan birisi şudur: